Aziz Tunç yazdı: Faşist Erdoğan diktatörlüğüne karşı mücadele ve CHP

918
Erdoğan, 24. Haziran’da gasp ettiği iktidarla, bugüne kadar sürdürdüğü savaşı boyutlandırarak  devam ettirmeye  hazırlanmaktadır.
Erdoğan’ın Kürtlere ve ezilenlere karşı sürdürdüğü bu savaş ve katliam politikası, ne dönemseldir ne de sadece Erdoğan’ı bağlamaktadır. Bu politika, kolay değişmeyecek olan ve bütün “devlet  partileri”nin uygulayacakları Türk devletinin stratejik politikasıdır. İktidarda olsun olmasın, devletin hiçbir partisi, bu savaş politikalarından vazgeçemez, olsa olsa biraz biçimini, biraz dozunu değiştirebilir.

“Devletin partisi” sözünü somutlaştırmak gerekir. Bugün Türk parlamentosunda bulunan HDP dışındaki partilerin tamamı “devletin partileri”dirler. Bunların hepsinin temel işlevi, kısmi farklılıklar
olsa da devleti korumak ve kollamaktır.

“Devlet partilerinin” ortaklaştığı ikinci nokta, ‘Türk devletinin ciddi bir bekaa (gelecek) sorunu yaşadığı’ tespitidir. Devletin bekasını sağlamak için ortaklaşılan tespit ise Kürtlerin, Alevilerin ve diğer ezilenlerin demokrasi mücadelesinin “terör” olduğunun ve bastırılması gerektiğinin tespitidir.

Bu tespitlerle Türk devletini yönetmeye aday siyasal partilerin temel hedefi de belirlenmiş olmaktadır: Madem Türk devletinin geleceği tehlikede ve madem bu tehlike “terör” diye adlandırılan demokrasi ve özgürlük mücadelesiyle  yaratılıyor, o halde her partinin itiraz edilemez ve acil görevi “terörü” yani demokrasi ve özgürlük mücadelesini bastırmaktır.

Buna göre parlamentoda bulunan söz konusu partilere bakıldığında karşımıza çıkan tablo, sempati yaratacak bir tablo değildir. Zaten MHP, İYİ Parti, SP, halklara ve demokrasiye düşmanlıkta sınır
tanımıyorlar.

CHP’ye gelince, CHP’ye oy veren geniş kitlelerin çok açık ve belirgin olarak demokrasi ve özgürlük talep ettikleri, bu durumun CHP’den beklentiler oluşturduğu biliniyor. CHP’nin bu özgünlüğünü dikkate almak, bu durumu demokrasi ve özgürlük mücadelesinin bir avantajına dönüştürmeye çalışmak, doğru bir tutumdur.

Ancak böyle bir çaba, doğru bir rotaya oturtulamazsa zararlı sonuçların doğmasına yol açar. Doğru rota için, CHP’nin tarihsel geçmişi, izlediği politikalar ve sosyal tabanı vs. gibi noktalarda doğru tanımlanması gerekir.

Bu anlamda CHP, “devleti kuran parti” olmakla övünerek “devletin partisi” olmayı en çok hak eden partidir. Ayrıca CHP’nin özgürlük ve demokrasi konularından da gerçek anlamda sosyal demokrat bir parti olmadığı/ olamadığı biliniyor. Bu durum, sosyo-politik bir sorundur ve CHP’nin “devlet partisi” olmasından kaynaklanmaktadır.

O halde CHP,  “devletin partisi” ise, devletin bekası tehlikedeyken ve Erdoğan devleti kurtarmaya çalışırken, nasıl olacak da CHP, yani kurucusu olmakla övündüğü devleti koruyan/kollayan Erdoğan’a karşı mücadele edecek? Soruları çoğaltmaya da cevabı için kafa yormaya da gerek yok. Bu soruların cevabı için, son 40 yıllık siyasal tarihe bakılabilinir. CHP’de beklentilerin nasıl hüsranla sonuçlandığını görmek zor olmayacaktır.

Öte yanda CHP’nin bu durumunun, CHP’ye oy veren geniş kitlelerde büyük bir rahatsızlık yarattığı bilinmektedir.

CHP’ye yönelik belirleme yapılırken, bu ikili durum gözetilmeli, CHP’ye oy veren geniş kitleler ve CHP içinde yer alan demokrat kesimler, CHP’nin hakim kliğinden ayrı ele alınmalıdır. CHP seçmeni 24 Haziran’dan sonra, biraz daha siyasal gerçeğe yaklaşmış, biraz daha CHP’nin kimliğine vakıf olmuştur. Bu önemli bir gelişmedir. Buradan hareketle, hakim CHP kliğinden çok, CHP’ye oy veren kitlelerle ortaklaşmaya yönelmek, en isabetli yol olacaktır. Olası beklentiler için de CHP’ye oy veren  kitlelere ve alt-orta kademe yönetimlerde
yer alan samimi unsurlara yönelmek gerekir.

Son tahlilde kurumsal olarak veya CHP’ye hakim olan kliğin eliyle, CHP’nin demokrasi gücü olarak fonksiyon icra etmesini beklemek gerçekçi değildir, rehavete ve yanlışlığa sürükler.

Dün, CHP’ye oy verenler sokaklara çıkmayı beklerken,  M. İnce, “kahraman” olmaktan kaçarak  otellerde gelişmeleri izledi ve evinin sıcaklığında dinlendi. Hiçbir üst düzey CHP yetkilisi, M. İnce’nin
bu tutumunu eleştirmedi, CHP’ye oy veren milyonların öfkesini dile getirmedi?  Bu soru stratejiktir, hayatidir. Çünkü, yetkili olan bütün
CHP’liler aynısını yapar, halkların çıkarı için “devletleri”yle karşı karşıya gelmezlerdi. Ayrıca hiçbir CHP yetkilisinin M. İnce’yi bu tutumundan dolayı eleştirmeye, yüreği de, bilgisi de, fedakarlığı da uygun değildir. Çünkü Erdoğan, savaş politikalarıyla CHP’yi esir almıştır, böyle davranacak olanlar bedel ödemek zorunda kalacaklardır.

Böyle bir siyasal yapı olan CHP’nin Erdoğan karşıtlığı da benzer bir sonuç yaratacaktır. Erdoğan’a karşı iktidar talebi bile olmayan CHP’nin ezilenler adına iktidarı zorlamasını beklemek, balığın kavağa çıkmasını beklemek gibi bir şeydir. Kaldı ki CHP gerçekten Erdoğan’ın hangi politikalarına karşıdır? CHP’nin Alevilerin dertlerine derman olacağı bir çözümü,  Kürt sorununu demokratik yolla çözeceğine dair bir programı var mı? Suriye konusunda Erdoğan, savaş ve işgalle soruna yaklaşıyor, peki CHP değil miydi, Efrin işgalini destekleyen?

CHP’nin demokratikleşme yönünde ne bir isteği, ne de bir projesi ve ne de bunu savunacak bir kadro yapısı bulunmaktadır. Yüz yıl önce başlamış olan etnik arındırma politikalarının ilericilik maskesiyle
gizlenerek sürdürüldüğü bir dönemin bitmesi, CHP’nin gerçekten demokratik bir yönelime girmemesi, CHP’yi “iki camii arasında beynamaz” bırakmış, politik varlığını zayıflatmış, işlevsizleştirmiştir. CHP’nin Kürt sorununda her defasında Erdoğan’ın yanında yer alarak savaşçı bir tutum alması, belirtilen gerçeğin hem ifadesi hem de sonucudur.

Gerçekleşmesi mümkün olmayan umutlarla zaman kaybına ve kitlelerin hayali beklentilere mahkum edilmesinin sorumluluğu büyüktür. Bu yolla enerji tüketmek yerine, kitlelerin öz gücüne ve gerçek örgütlerine dayanmak tek çaredir. Topraklarımıza özgürlük ve demokrasi, ezilenlerin kendi örgütlü mücadelesiyle ve mutlaka gelecektir.

AZİZ TUNÇ  – ARYEN HABER