Demirtaş: Arkadaşlarımız Rehin Tutuluyorlar!

195

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, partisinin grup toplantısında gündeme dair değerlendirmelerde bulunarak Erdoğan’ın siyasete girdiği günden beri Diyarbakır’ın hayalini kurduğunu ve Diyarbakır’ın  da ona kabus yaşattığını dile getirdi.

Demirtaş, Gültan Kışanak ve Fırat Anlı meselesinin sıradan bir yargı işi değil, toplumu teslim alma projesi olduğunu ifade ederek, ”Dolayısıyla tutuklama olarak tanımlamayı doğru bulmuyoruz. Bu bir rehin almadır, kaçırılmadır. Arkadaşlarımız iktidarda olan bir çete tarafında kaçılırmış Kandıra denilen bir yerde rehin tutuluyorlar” dedi.

Demirtaş’ın konuşmasında başlıklar:

‘HERKES BASKI ALTINDA, HERKES DİRENMELİ’

“Bugün Türkiye’de AKP iktidarının ve Saray’ın zulmünün ulaşmadığı neredeyse hiçbir ev kalmadı. Saray’ın etrafındaki leş kargalarını bir yana bırakırsanız herkes baskı altında. Ya işten atılmış, ya soruşturma altındadır. Ya başına bir şey gelmiş ya da bir şey geleceğinden korkuyor. Böyle bir ortamda herkesin birleşebileceği temel ilkeler adalet ilkeleridir, hukukun ilkeleridir. Toplumun tamamı bu amaçla direniş ortaya koyması gereken günlerdeyiz.

‘DİYARBAKIR ERDOĞAN’A KABUSU YAŞATIYOR’

”Gültan Kışanak, Fırat Anlı ve Ayla Akat Ata, tanınmış siyasetçiler, başlarına geleni gördünüz . Sandıkla kazanamadıkları belediyeyi ele geçirme operasyonunu gördünüz. Tayyip Erdoğan çok uzun yıllardır. siyasete girdiği günden bu yana Diyarbakır’ın hayalini kuruyor. Bu hayalleri hep kuruyor ama Diyarbakır ona kabusu yaşatıyor. Van yine öyle. Hangi yolla olursa olsun alınacak talimatını veriyor. Her yerel seçimde buraların seçim sonuçlarını çok yakından takip ediyor, sandıklar açıldığında bizzat telefon ederek buraların sonuçlarını soruyor. Her seferinde de hayali yıkılıyor. Biz seçim bildirisi dağıttık, onlar para dağıttı. Biz ellerimizde seçim materyallerimizle ev ev dolaştık, onlar para dolu bavullarla. Müşahitlere baskı yaptılar, hazine yardımından tek kuruş alınmadığı dönemlerde, o zor koşullarda seçimleri kazandık.
Şimdi 15 Temmuz akşamı bu bize ‘Allah’ın bir lütfudur’ lafının nedeni daha iyi anlaşılıyor. Bütün kirli emellerini yapma olanağı budur. Ne kadar ahlaksızlık ne kadar ilkesizlik varsa şimdi yapıyor. Diyarbakır belediyesine yapılan operasyonun nedeni budur. Bakın, bizim belediyelerimizde müfettişin sabit odası var, çünkü hiç çıkmıyorlar. Yıllardır yapılıyor bu. Tek bir hırsızlık, tek bir yolsuzluk bulmaya çalışıyorlar. Sizce, bir slogan attı diye 15 yaşındaki çocuğu yaka paça hapse atılırken, şimdiye kadar bir kuru dağa gitmiş olsaydı o belediye başkanı hapse atılmaz mıydı? Bugüne kadar tek bir belediyemizin kasasından dağa tek bir kuruş gitmemiştir, gitmesinin de olanağı yoktur. PKK’ye para verip belge mi alıyorlar? Böyle saçmalık mı olur? Ayrıca belediye başkanlarımız halkın parasını başka yere göndermez. O para o kente harcanmak içindir, halkındır.
Peki, bunlar utanmadan sıkılmadan belediyeler dağa para gönderdi diye sallarken savcılar böyle bir şey mi iddia etmiş? Hayır. Peki, lağım medyanızda iftira atarken hiç mi utanmanız sıkılmanız yok? Bir başbakan olarak hiç mi utanmıyorsun? Çık de ki, ‘Biz belediyeyi alamıyoruz, en iyi bildiğimiz yolla, hırsızlıkla alacağız.’ Ha, teröre destek diye belediyelere kayyum atanacaksa iki örnek vereyi: Kadir Topbaş, Melih Gökçek. Kayyum atayacaksanız parsel parsel Ankara’yı satanlara kayyum atayın. Diyeceksiniz ki ya bunların elebaşı Saray’da. Doğru. En çok yardımı kendisinin yaptığının itiraf da eti. Ama sihirli bir laf bulmuş, ‘Kandırıldık, Allah bizi affetsin.’ Allah sizin belanızı versin be.

‘REHİN TUTULUYORLAR’

”Öğretmen maaşıyla alınan eve el koyuyorlar. İnsanların rızkına el uzatıyorlar. Bunları normal karşılayabilir miyiz? Bu kadar hukuksuzluk yaşanırken, darbeciler darbe yaptı diye AKP’ye biat etmeyenler zulüm yapılmasına sessiz kalabilir miyiz? Gültan Kışanak ve Fırat Anlı, meselesi sıradan bir yargı işi değildir, toplumu teslim alma projesinin bir parçasıdır. Dolayısıyla tutuklama olarak tanımlamayı doğru bulmuyoruz. Bu bir rehin almadır, kaçırılmadır. Arkadaşlarımız iktidarda olan bir çete tarafında kaçılırmış Kandıra denilen bir yerde rehin tutuluyorlar.
Mafyanın bir raconu vardı, bunlarda o da yok. Saray’daki zat da çıkıp ‘Ne mağduru” diyor? Demek ki yüreği daha soğumamış. Tek tek diz çöktürme peşinde. Bu tür kendini dev aynasında görenlerin temel özelliğidir.  78 milyonuz. Bir kişi ona biat etmezse rahat uyuyamaz. Korkar. Çünkü o 1 kişi yarın 2 olabilir. Susturmak ister. Toplumu korkutmak istemenizin nedeni kendi korkusudur. Bin odalı sarayında uyku yoktur, huzur yoktur. Kimseye güvenmiyor. Başbakan’a bile güvenmiyor. Damadını kayyum olarak atadı biliyorsunuz. En yakınında bulunan insanlara artık güvenmiyor. Bu korkuyla toplumda baskıyı arttırarak aşmaya çalışıyor. Bu, patolojik bir vakadır. Sadece siyasetin değil, psikiyatrini konusudur.

BASINA DARBE

”Doktor hastasıyla ilgili durumu açıklamak zorunda değildir ama ya bu hasta toplumu da hastalandırıyorsa? Medya ağır bir sansürde. Çünkü korku nasıl bulaşıcıysa, cesaret de bulaşıcıdır. Basına yönelik darbe, 15 Temmuz’dan sonra büyük hızla devam etti. En son Cumhuriyet gazetesinin başına geleni biliyorsunuz. Cumhuriyet gazetesi nasıl ele geçirebiliriz, nasıl kayyum atayabiliriz hesabı yapıyorlar. Günlük Kürtçe yayın yapan tek gazete Azadiya Welat kapatıldı, dünyanın tek kadın haber ajansı JINHA kapatıldı. En korktukları şey ne biliyor musunuz? Teslim alınmamış tek bir odak bile onun için tehdittir. Onun işi bu. Kendisinden beklenen de bu. Mesele bizim ne yapacağımız. Bu gibi durumlarda yan yana olmak, dayanıma içerinde olmak, teslim olmamak çok önemli ama hep savunmada kalmanın da bir anlamı yok.

‘HALKIN BAŞKANI OLAMAZSIN’

”Ülkenin geleceği bu kadar büyük tehlike altındayken temel ilkelerde mücadeleye çağırıyorum. Allah aşkına ben merak ediyorum, Yenikapı’da meydana çıkan Ana muhalefet lideri sen orada konuşurken orada tek bir CHP’li var mıydı? Yoktu. Seni tabanın başka bir ruhun peşinde. Meclis dışındaki demokrasiden, özgürlükten yana diğer partiler için de söylüyorum, artık farklılıklarımızı bırakmak lazım. Faşizme, zulme karşı bu dayatmacı anlayışa karşı rengarenk çiçek bahçesi gibi bir arada duran HDP’nin yanında durmayacaksınız da kimi yanında duracaksınız? Hükümet bypass durumda.  Adına fiili başkanlık diyorlar da, başkanlık sistemini bilmesek yutturacaklar. Adına niye başkanlık diyorsun? Biraz mert ol, diktatör olmak istiyorum. Başkanlık tartışması yapılıyormuş gibi toplumu kandırmaya çalışmalarına izin vermeyelim. Bir başkanlık tartışması olsa, özgürce tartışabilsek. Ama toplumun yarısından fazlası başkanlık dediklerinin diktatörlük olduğunu biliyor ve bundan korkuyor. Sen bu durumda kendi başına ilan etsen halkın başkanı olmazsın. Cop cumhuriyetinin başkanı olursun.
İşkence yapılmayan cezaevi yok. Gardiyanlar müdürlere, Müdürler Adalet Bakanı’na yaranmak için. Adalet Bakanı, Bekir Bey, sana çağrı yapıyorum, beraber gidelim cezaevine. Bak daha dün Trabzon’a sevki yapılan tutuklulara yolda ağır işkence yapılmış. Silivri’de yüksek yargı üyesi bir kadın, işkence nedeniyle intihar noktasına geldi mi diyor. Bunlar da işkence yok diye diye işkencecileri cesaretlendiriyor. Başbakan da ‘biz OHAL’i devlete karşı ilan ettik, millete karşı değil’ diyor.  Çevik kuvvet polisleri gözaltına alınmış işkence yapılmış. İnsanlık onuru işkenceyi yenecek diye slogan attığımızda sizi döven polislere işkence yapılıyor. İşkence yaptığınız çevik polisin yanındayız. İşkence yaptığınız yargı hakiminin yanındayız. Avukatlık mesleği fiilen kaldırılmış durumda. Avukat sayısı sınırlandırılmış. Neden? Kirli işlerinin üstü örtülsün diye. Avukat sanıkla konuşacak, kayda alacaklar. Belki özel bir şey görüşecekler, sav, Sana ne?” Savcı istediği gibi adliyeyi kullanacak, avukat adliyeye giremeyecek. Bunun adına da yargılama diyecekler. Buna yargı süreci derseniz yanılırsınız. Rehin almadır. Siyasi operasyondur. Yargılama altında yapılan şey siyasi linçtir.
Bütün zorlu dönemlerden nasıl çıktığımızı bizi yakından tanıyanlar bilir. Kenan Evren darbesinden sonra o yıllarda doğan çocukların adlarını kenan ve evren adını koymuş. Korku nedeniyle. Adları Kenan ve Evren olanlar kurusa bakmasın. Peki ama bu Kenan Evren öldüğünde cenazesinde kaç Evren, kaç Kenan vardı? Ölmezsek seninkini de göreceğiz.”