Dîlberê’nin sevdası Bilbilo’nun isyanı

496

Aram Tigran… Önce acıyı ve ağıdı seslendirdi. Sonra neşeyi, bilgeliği, sevdayı, gerillayı, o yumuşak ve gür sesinde buluşturdu.

Aram Tigran yaşamını yitirmesinin üzerinden 9 yıl geçti. Yarım asır boyunca şarkı söyledi. Kürt kültürüne ve sanatına hizmet etmekten bir an bile geri durmadı. Hikayesi bu topraklarda Kürtlerin ve Ermenilerin yaşadıklarının özeti gibiydi aslında.

Önce, Sason’un Bianda köyüne davet ediyor bizi Aram. Yıl 1915. Ermeni Soykırımı yaşanıyor. Aram’ın köyü de büyük darbe alıyor bu katliamdan ve kocaman köyde sadece 15-20 kişi hayatta kalabiliyor. Bunlardan birisi de Aram’ın babasıdır.

Soykırımdan kurtulan baba Tîgran, Qamişlo’ya kaçmayı başarıyor. Anne tarafı da aynı kaderi paylaşıyor. Geriye kalanları ne gören oluyor o tarihten sonra ne duyan… Aram Tîgran, “Annem ve teyzem tek gelebilmişler Qamişlo’ya. Başka akraba da yok. Teyzem de öldü. Eski akrabaları bulmak epey zor” diyecekti.

Aram’ın annesi Kulp’lu. Ama uzun süre Silvan’da kalmış. 2008 yılında Diyarbakır’a ilk kez giden Tîgran, ‘’Babamın köyünü, Silvan’ı gezeceğim. Buralar benim için çok önemli yerler. Çok heyecanlıyım. Bu benim için bir rüya. Bu benim derdim, kederim, gamım. Aynı zamanda bir anı’’ diyecekti.

Qamişlo’ya ulaştıklarında…

İşte can havliyle Qamişlo’ya ulaşıldığında, genç Tîgranların arasında büyük bir aşk da başlıyor burada. Annesi ve babası tanışıp evleniyorlar. Ve 1934 yılının 15 Ocak günü Aram geliyor dünyaya.

O’na sanatı sevdiren ve halkla bütünleştiren bir miras bırakan kişi, güzel kaval çalan babası oldu. Önceleri ud dersleri aldı.
Zira 15 yaşından itibaren cümbüşüyle eğlencelere katılmaya başlayacaktı.

Sonra okul bittiğinde babası bir gün Aram’ı çağırdı. Şöyle diyecekti: “Bak oğlum, ben artık mesleki konularda okumanı istemiyorum. Artık sanatla uğraş. Zaten bende ney çalıyorum. Sanatla uğraşıyorum. Seninde sanatçı olmanı istiyorum.” O günden sonra Aram tüm hayatı müzik olur.

Aram durmadan şarkılar söyledi, düğünlerde, içki sohbetlerinde sabahladı… O kadar ki, ölümünden kısa bir süre önce, en çok özlediği günler olduğunu söylemeden edemeyecekti.
1953 yılında ilk profesyonel sanatçılıkla yüzleşti. Ta ki 1966 yılına kadar cırcır böceğinin keyfi, karıncanın çalışıp didinmesini birleştirecek olan sanat hayatı sürüp gidecektir Qamişlo’da.

Erivan günleri

Ve Aram, daha bu yıllarında bile Rojava’nın sayılı, ünlü sanatçılardan biri olacaktır. 1976’da da Erivan’a yerleşen Aram, burada 1985 yılına kadar yine Kürtlerin her akşam can kulağıyla dinledikleri Erivan Radyosu’nda çalışır. Fakat bu kez dostları arasında ya da onu sevenler arasında değil, radyo mikrofonunun soğuk, mekanik yüzüne söyleyecektir şarkılarını.

1990 yılı geldiğinde Avrupa’ya çıkacaktır. İşte o tarihten sonra Avrupa’da devam ettirdiği sanat yaşamı, tam 16 yıllık çalışma dönemi Ermenice, Kürtçe, Arapça ve Türkçe’den ibaret tam 435 şarkının derlenip okunduğu çileli ama taşkın bir dönem olacaktır Aram için.

53 yıllık müzik yaşamında Ermenice, Kürtçe, Arapça ve Türkçe şarkılar okudu… Hepsi bundan ibaret değil elbette: 230’u Kurmancî, 150’si Arapça, 30’u Türkçe, 10’u Süryanice, 8’i Yunanca, 7’si de Kirmanckî olmak üzere okuduğu şarkılarda tam bir “diller seremonisi” yatar. Ancak bunların tamamını albümlere okumamıştır. Geçmişte albüm olanağı yoktur çünkü. Aram Tîgran, yine de yeni teknolojiye ulaştı ve şu albümleri çıkardı:

“Aram Tîgran I, Kurdistan’e, Çîyayê Gebarê, Serxwebûn Xweş e, Dil Axe, Rabin, Teofil Üzerine, Zîlan, Xazî Dîsa Zarbûma, Keçê Dinê, Evîna Feqiyê Teyran, Ey Welato Em Heliyan.

Gerilla yazdı, Aram şarkısını yaptı

Aram’ın bir özelliği şarkılarının müziğini genelde kendisinin yapıyor olmasıdır. Örneğin, ‘Mazlum Şêrê Kurdistan e’ gerillaların yazdığı, müziğini Aram’ın yaptığı bir şarkıdır.

Bunun gibi Aram dendiğinde belki de ilk akla gelen parçalardan biri de Feqiyê Teyran’ın yazdığı Ey Dîlberê’dır. Az olmakla birlikte ‘Ax Lê Gidyanê’, ‘Bahre Vane’, ‘Gulbinaz’ ve ‘Gul Şerîn e’ gibi söz ve müziklerini kendisinin yaptığı şarkılar da bulunuyor.

Babasının yazdığı bazı parçaları da albümlerinde okuyan Aram, Kürt şair Cigerxwîn’in eserlerinden de esinlenir ve ‘Eman Leylê’, ‘Şev Çû’, ‘Sebra Dila’, ‘Dil Axe’, ‘Newroz’, ‘Bi Xêr Hatî Tu Newrozê’ gibi şarkıları üretir.

Sarı Gelin değil, Dağ Gelini!

Kürtlerin binlerce yıldır söylediği ‘Horom Horom’, ‘Yarim Goranî’, ‘Digerim’ ve ‘Fidan Yar’ gibi halk şarkılarına da albümlerinde yer veren Aram, Ermeni şarkılarını da Kürtçeye çevirerek okudu. Örneğin ‘Nînaqan’, ‘Narên e Lerê’ ve ‘Rebe Here Welate Xwe’ şarkıları Ermeni halk şarkılarıdır ve kendisi Kürtçeye çevirmiştir.

Türkiye’de ‘Sarı Gelin’ olarak bilinen şarkıyı da albümlerinde ‘Axçik’ olarak okuyan sanatçı bu konuda kamuoyunun yanıltıldığını söyleyecektir: “Bu şarkının söz ve müziği anonimdir. Ben Ermenice’den Kürtçe’ye çevirdim. Şarkının orjinal adı Sari Axçik’tir. Ermenice’de ‘Sari’ dağ anlamına geliyor. ‘Axçik’ de gelin demek. Yani ‘Dağ Gelini’ anlamına geliyor. Nedenini bilmiyorum ama Türkler Dağ Gelini’ni Sarı Gelin yaptılar.”

Müziğe doyamıyorum

Aram Tîgran’ın iki kızı, bir oğlu var. Üç çocuğunu da evlendiren Tîgran aynı zamanda bir dede. Sürekli kimliksiz ve yabancı olarak adlandırılan insanların içinde yaşadı. Ekonomik koşulları fazla değişmedi ama her sanatçıya nasip olmayacak bir müzik kariyeri yaptı ve Kürtler içinde en popüler ve en saygıdeğer sanatçılardan biri oldu.
Müzik hayatının 50. yılı vesilesiyle kendisiyle yapılan bir söyleşide, “Çok ünlü oldunuz. Eksikliğini hissettiğiniz bir şey var mı” sorusuna cevabı hiç şaşırtmıyor bizi: “Gözüm sanata doymadı. Şarkılara, çalmaya doymadı. Ne zaman doyacak bilmiyorum. Ben sanatı sevdiğim için herhalde. Sanat benim yaşamım, vitaminim, balımdır. Gençken çevremiz doluyordu. Sabaha kadar oturur, çalar, söyler, doymazdık. Şimdi sanat üretme koşullarım farklı olsa da hayatımın ortak tek doğrusu var: Müziğe doyamıyorum.”

Yüzyıllık hayal

İlk kez 2008 yılında Amed’de davet edildiğinde dünyalar onun olmuştu. ‘’Bu yüzyıllık bir hayal, yüzyıllık bir heyecan’’ diyecekti. Amed hasretiyle yaşadı, Amed hasretiyle hayata veda etti. Bedeninin toprağına kavuşmasına izin bile verilmedi. Geriye, Mezopotamya’nın bütün dillerinde strana dönüşmüş acılar, sevinçler, umutlar, isyanlar, hasretler kaldı.  

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, Aram Tigran hayatını kaybettiğinde İmralı Cezaevi’nden gönderdiği mesaj

O ses…

Aram Tigran Ortadoğu’nun bülbülüydü. Aynı zamanda şahsi bir ozanımdı. İlk Ankara’dayken radyodan sesini duydum. Aram Tigran’ı Ankara’da ilk dinlediğimde Bu ses ölmemeli, hep özgür kalmalı’ demiştim. O ses, beni Kürdistan’a götürdü. Bu sesler ölmez. Aram için öldü diyemem. Aram için şehit diyorum, ölümsüzleşti. Ona büyük şehit diyorum. Benim için Aram ölmemiştir.

Babam

Evde sürekli Kürtçe konuşulurdu. Annem de babam da Kürtçeyi çok iyi biliyorlardı. Bende onlardan öğrendim Kürtçeyi. Babam Kürtçe Şiir yazıyordu. Birçok şiirini de bana yazdı. ‘Bilbilo’, ‘Diçim Diçim’, ‘Bi Hesreta Yerîvanê’ gibi eserlerimin bestecisidir. Babam Kürtleri çok seviyordu. Bana sürekli, “ben Kürtler sayesinde hayattayım. Bugün karşımdaysan ve seni görüyorsam bunu da Kürtlere borçluyum. Onun için sana vasiyetim sürekli Kürtler ve Kürt kültürünün hizmetinde ol. Kürtlerin dostu o ve onların yanında yer al’ diyordu. Çünkü Ermeni katliamında Kürt bir aile onu korumuştu. Bunun için kendini borçlu hissediyordu Kürtlere karşı” yanıtını veriyor.

Bilbilo

Bülbülü bu kadar işlememin nedeni, bülbülün kültürümüzdeki hikayesi ile Kürt, Ermeni, Süryani gibi Mezopotamya’nın kadim halklarının hikayelerinin birbirine benzemesidir. Bülbül vatanından ayrı düştüğü için ya da toprağı üzerinde sürekli gurbetlik çektiği için şakır. Mezopotamya halkları da sürekli topraklarında göçerlikle gurbeti yaşıyorlar. Bülbülün yuvası dağıtılmıştır, dolayısıyla sürekli okur, sesini duyurmaya çalışır. Kültüründen beslendiğim halklarda toprakları üzerinde yuvasız bırakılmıştır. Babamın da bana verdiği ilk beste ‘Bilbilo’ parçasıdır. O da bu hikayeyi bana anlatarak verdi. Bu coğrafyanın hikayesi bülbülünkine benziyor.”

Cümbüş

Bir gün bir düğündeydim. Diyarbakır’dan bir grup gelmişti. Ellerinde bir alet vardı sesi çok yüksekti. Tellerine baktım udunkiyle aynıydı. Bu beni çok etkilemişti. Aynı tellerden daha yüksek bir ses çıkıyordu. Bu bana sesle müzik dengesini kurma olanağını verecekti. Orada bir cümbüş almaya karar verdim. O gün bugündür Diyarbakır’dan getirttiğim cümbüşle yaşamımız kesişti.

Halkımın acıları

Halkın çektiği acıları sanatımda işliyorum. Kürt ve Ermeni halklarının çektiği dertleri çeken biri olarak çok iyi biliyorum. Bunu sanatımın ayrılmaz bir parçası olarak kullanıyorum. Çünkü bu coğrafyalar benim. Bu iki halkın derdi çok büyük. Halklarımı çok iyi tanıyorum. Kendime bakarak halkımı anlatmaya çalışıyorum. Mayamı buralardan alıyorum.

(YÖP)