“Dünya İŞİD zihniyetini hala izlemekle yetiniyor…”

843

2015 yılının soğuk bir kış günüydü onunla karşılaştığımda. Eskiden maden işçilerinin misafirhanesi olarak kurulmuş Şırnak Ezidi kampında kalıyordu. Şırnak’taki kamp en büyük Ezidi kamplarından biriydi. Maden işçileri için yapılan misafirhanelere Ezidiler gelince çadırlar da eklenmişti.

İŞİD katliamından kaçarak Türkiye’ye gelen Ezidilerin çoğunluğu önce bu kampa getiriliyor, buradan Bölgedeki diğer kamplara dağıtılıyorlardı. Kampta 4500 civarı Ezidi kalıyordu. Ezidi çocuklar için duvarlarında renk renk resimler olan bir çocuk merkezi bile kurulmuştu. Kamp görevleri ile çadırları tek tek geziyor, ihtiyaçları çıkarıyorduk. Aynı zamanda Ezidi kadınlarla görüşmeler yapıyordum. Dağları aşarak Türkiye’ye gelen Ezidiler, dağın ardını geçtik mi uçakla Avrupa’ya gideceklerini sanıyorlardı.

Avrupa’nın onları beklediklerini düşünüyorlardı. Kamp görevlileri, Şırnak halkının yarısının henüz uçağa binmediğini, Avrupa’nın da onları kolları açmış beklemediğini sabırla anlatmaya çalışıyorlardı. Sabır o günlerin en büyük ilacıydı. Misafirhanelerden birinde tanışmıştım onunla. Misafirhane binasının içerisi çok karanlık, izbe bir yerdi. İçinde yer yer çatlaklar vardı. Binanın birinci katında bir odaya çıkmıştım. Odada 2 yaşlı adam, 2 kadın ve 3 bebek vardı. Bebeklerin biri beşikte, biri de yerde yatıyordu, diğeri ortada dolanıyordu.

Bir köşede yataklar üst üste diziliydi. Bir köşede de küçük bir tüp, üzerinde bir tencere vardı. Tandır ekmekleri yerde bir sofra bezinin üzerindeydi, ekmekleri bir leğene dolduruyorlardı. 40’lı yaşlardaydı kadın. Beni görür görmez yüksek sesle haykırmaya, ağlamaya başlamıştı. Kadının üzerinde kahverengi bir etek, siyah bir bluz ve beyaz bir başörtüsü vardı. Esmer, güzel bir kadındı. Sesi titriyor, gözyaşları boşalıyor, bana bir şey anlatmak istiyor, ama anlatamıyordu. İsmi Eide idi. Hıçkırarak “yavrumun başını kestiler” diye tekrarlıyordu, “yavrumun başını kestiler”. Eide Suriye’ye yakın Şemal Bölgesindendi. Köylerinin adı Guhbel idi.

İŞİD Guhbel’e gelince, erkeklerin hepsini öldürüyor, kadın ve kızları götürüyor. Eideler arabaları olduğu için kaçmayı başarıyorlar. Ama daha sonra köyde kalanların başlarının kesildiğini öğrenen oğlu köye dönüp yaşlıları kurtarmaya karar veriyor ve yolda İŞİD canilerine yakalanıyor, onun da başını kesiyorlar. Kesik başları İŞİD’in sosyal medya hesaplarından sergileniyor. Ben Eide ile tanıştığımda, oğlunun eşi Gule ve 2,5, 1,5 ve 1 aylık 3 bebeği ile birlikte bu kampta kalıyorlar ve bilinmez geleceklerini bekliyorlardı.

Eide gibi binlerce ananın evladının başını kestiler, binlerce Ezidi kadına tecavüz ettiler, köle pazarlarında sattılar. İşlerine yaramayacağı düşüncesi ile 40 yaş üstü birçok kadını canlı canlı gömdüler. Bu vahşete bazı devletler destek verdi, bazıları sınırlarını İŞİD vahşilerine rahatlıkla kullandırttı, bazıları sınırları içerisinde köle pazarlığına göz yumdular. Küçücük Ezidi çocuklar Musul’dan, Katar’a, Mısır’a, Suudi Arabistan’a, Afganistan’a kadar geniş bir coğrafyada satıldılar. Dünya izledi…

Bu vahşetin, soykırımın üzerinden 4 yıl geçti. Bu vahşete, soykırıma destek veren, sınırlarını açan, sınırları içerisinde köle satışına göz yuman, İŞİD’le ticaret yapan ülkelerin ve hükümetlerin hiçbiri hala yargılanmadı. Oysa İŞİD bunların hiçbirini yalnız başına yapmamıştı.

IŞİD
Birleşmiş Milletler’de ağır aksak işleyen bir süreç dışında hala İŞİD’e destek veren devletler ve hükümetler için elle tutulur bir yaptırım ve yargılama ortada yok. İŞİD hala saldırıyor, kadınları kaçırıyor. En son 2 hafta önce yaklaşık 200 kişiyi öldürdüğü Süveyde saldırısında bu sefer Dürzi kadınları kaçırdı. Kaçırdıktan sonra da bu kadınların resimlerini ailelerine yolladı. Dünya ise hala izliyor. Bu canilerin yaptıkları vahşetin detaylarına baktığımızda, bunun sadece bir din meselesi değil, aynı zamanda varlıklarına el koyma meselesi, boyundurukluk altına alma, kendi iktidarını kurma, işgal, yağmalama, kölecilik meselesi olduğunu görüyoruz. Para işin bir tarafında hep var, faydacılık hep var…

Sadece Ezidi kadınlar değil Sünni Müslüman olmayan birçok kadın bu zulüm ile karşı karşıya kaldı. Asuriler, Keldaniler, Hristiyanlar, Kürtler, Türkmenler, Aleviler, Şiiler, Dürziler… Bu kadınlar şuan yoklar. Evleri yok, beşikteki bebekleri yok, ocakta yemekleri yok, sevdikleri yok… 21. yüzyılda gerçekleşen bu insanlık suçu, aynı zamanda kölecilik, tecavüz, sistematik cinsel işkence gibi kadına yönelik gerçekleştirilen suçların da bir bileşkesi oldu. Üç yıl önce kurulan, benim de kurucularından biri olduğum Zorla Alıkonulan Kadınlar İçin Mücadele Platformu, kurulduğundan beri İŞİD’in elindeki kadınların bulunması, rehabilitasyonu ve bu vahşet ve soykırımın yargı önüne taşınması için büyük bir azimle gönüllü mücadele veriyor. Ve bu vahşet ve soykırımın başladığı 3 Ağustos gününün “Kadın kırımı ve Soykırıma karşı Uluslararası Eylem Günü” olarak tanınması için çabalıyor.

Gerçek şu ki İŞİD zihniyeti devam ettikçe kadınlar olarak özgür değiliz. İŞİD zihniyeti devam ettikçe Mezopotamya’nın kadim evlatlarının, Ezidilerin, Keldanilerin, Asurilerin, Dürzilerin… gelecekleri belirsiz. Mesele İŞİD ve İŞİD zihniyeti ile her yerde mücadele etmek. Bu zihniyetin insanlığa karşı işlediği suçlar için başta Uluslararası Ceza Mahkemesi olmak üzere uluslararası örgütler ve demokratik ülkelerin daha fazla gecikmeden harekete geçmeleri gerekiyor. Bu zihniyetin destekçileri ile ciddi bir şekilde mücadele edilmedikçe, ne Batı ne Doğu güvende olacak ve hiç bir göç anlaşması insanların Akdeniz’i aşarak mülteci olarak Batıya gitmeye çalışmalarını da engelleyemeyecek.

2 yıl önce, henüz kayyum tarafından kapatılmadan önce, Diyarbakır Ezidi Kampında, kaçak yollardan Avrupa’ya gitme hazırlığı yapan bir Ezidi ailenin sözleri ile bitireyim. İktidarın her gün yaydığı Ezidilere yönelik nefret dilinin de etkisiyle, bu Ezidi aile Türk hükümetinden çok korkuyor, burada kalırlarsa bir gün katledileceklerini düşünüyordu. Ege’de çıkacakları kaçak yolculuk çok tehlikeliydi, onları vazgeçirmeye çalışıyorduk. Gitmeden şöyle demişti bana: “Nurcan Hanım, bu topraklarda bu şekilde öleceğimize varsın bizi balıklar yesin!”

Umuyorum yaşıyorlardır. Ancak gerçek şu ki dünya İŞİD’e, İŞİD zihniyetine kör sağır oldukça bu insanlar dört bir yana savrulmaya ve ölmeye devam edecek.
(Nurcan Baysal-Ahval)