Fehim Taştekin yazdı: Eski Suriye ile geleceğe dönmek mümkün değil

1208

Ardı ardına yeni adımların atıldığı, çözümün artık daha fazla tartışıldığı Suriye’de yaşananları, bölgeyi yakından takip eden gazeteci Fehim Taştekin Artı TV’de değerlendirdi.

Gazeteci Fehim Taştekin, Suriye’yi iyi bilen, bu bölgedeki gelişmeleri yakından takip eden, görüşleri dikkatle izlenen isimlerden biri. Artı TV’de Fehim Işık’ın sunduğu Artı Doğu programına konuk olan Taştekin, Suriye’deki gelişmeleri, çözüm olanaklarını, olası İdlib operasyonunu, Almanya ve Fransa’nın sürece dahil olma girişimlerini ve Türkiye-ABD geriliminin Suriye boyutunu değerlendirdi.

Gazete Duvar yazarı Fehim Taştekin’in anlattıklarının satır başları şöyle:

“ABD İLE RUSYA ARASINDA YAKINLAŞMA VAR”

En zor aşama çözüm aşaması. Çok sancılı ve kavgaların en çok yaşanacağı bir aşamadır. Suriye rejimi nasıl bir rejim olacak? Bütün bunlar bir şekliyle son 7 yıldır yaşanan kavgaların nedeniydi. Şimdi artık bu realite birçok kesim tarafından masaya yatırılacak.

Aşağı yukarı aktörler belli ve kimin ne istediği belli. Tarafların talepleri de bir şekliyle belli artık. Asıl belli olan da temel tarafların Rusya ile Amerika olduğu. Bunlar arasında bir uzlaşma, anlaşma yok ancak yakınlaşma var. Bu yakınlaşmanın hangi zemin üzerinde olduğuna bakmak gerekir. Baktığımız zaman Trump yönetiminin Suriye siyasetinde önceliğini İran’ı bloke etme, Hizbullah’ı bölgeden uzaklaştırma ve İsrail’in güvenliğini teminat altına alma, yani 1973 sonrası oluşan fiili durumu koruma olduğunu görürüz. Özellikle Golan Tepeleri’nin statüsüyle ilgili bunu söylüyorum.

Rusya ile ABD arasındaki yakınlaşma, Rusya’nın Suriye’de verdiği teminatlar üzerine oldu. Teminatların en önemlisi de Rusya’nın İsrail’in güvenliğini sağlama ve İran unsurlarını İsrail’den uzak tutmasıdır.

Bu taahhütler üzerine Suriye’nin güney cephesi Suriye ordusunun kontrolüne geçti. Kısa sürede hem Dera, hem de Kuneytra, yani Ürdün ve İsrail sınırı Suriye’nin kontrolüne geçti. Bu Rusya ve ABD’nin paslaşması sonucu oldu.

Şimdi Fırat hattındaki Suriye Demokratik Güçleri’nin kontrol ettiği alan ile İdlib’i ve kuzeyde Türkiye’nin kontrol ettiği alanlar var. Bunların nasıl şekilleneceği çözüme gidilen bu sürecin öncelikli konuları ve tartışmaları olacak.

“İDLİB CİHATÇI REZERV ALANINA DÖNÜŞTÜ”

İdlib potansiyel olarak Suriye’de savaşların anası diye tabir edilen bir yerde duruyor. Türkiye’nin sınırlarından besleniyor. Diğer bölgelerde uzlaşmayı reddeden ne kadar radikal grup varsa İdlib’e gönderildi. Böylece İdlib cihatçı rezerv alanına dönüştü. Rusya ve Çin’i çok yakından ilgilendiren Çeçen ve Uygur unsurlar da İdib’de var. Bu yapılar ya burayı terk edecek ya da savaşarak kendi sonlarını getirecekler. Başka seçenekleri yok.

Özellikle 2012’den itibaren Suriye’ye cihatçılar transfer edilirken şunu hep söyledik. Cihatçılar Suriye’ye tek yönlü biletle gittiler ve hiç bir zaman dönmeyecekler. Ne Avrupalılar, ne Rusya, ne Çin ve ne de bir başkası buradaki cihatçıların dönmesini istemeyecek.

Tabi İdlib’de Rusya’ ve Türkiye’nin tutumu çok önemli. İdlib’e dönük net bir operasyon başlasa Türkiye’ye büyük bir yığılma olacak. Cihatçılar da, aileleri de, İdlib’deki diğer siviller de Türkiye’ye yönelecek.

“TÜRKİYE İDLİB İÇİN PAZARLIĞI SÜRDÜRÜYOR”

Rusya, Suriye’ye destek vererek İdib’e saldırabilir mi? Evet yapar. Ama Türkiye bunu istemiyor, Rusya’yı bir işbirliğine zorluyor. İdlib’in bir savaş yaşanmadan, Halep, Guta ve diğer bölgelerde olduğu gibi çözülmesini istiyor. Pazarlık burada başlıyor.

Rusya, Türkiye’nin karşı cepheye geçmesini istemiyor. Türkiye’ye bu nedenle hala değer veriyor. Türkiye ise Suriye’nin geleceğinden kendi çıkarları dahilinde pay istiyor. ‘Yıkarken her şey benim boynuma yığıldı, inşa ederken de payımı almalıyım’ diyor.

“TÜRKİYE KÜRTLERİN HUKUKİ STATÜYE KAVUŞMASINI İSTEMİYOR”

Mesele elbet sadece ekonomik değil. Ayrıca Kürtlerle ilgili önemli bir başlık var. İdlib ve diğer sorunlarda Türkiye, Kürtlerle ilgili bir oldubitti yaşanmasını, Kürtlerin bir hukuki statüye kavuşmasını istemiyor. Kürtlerle ilgili her adımın koordinasyonunda yer almayı ve gelişmelerden haberdar olmayı istiyor. İdlib pazarlığının bir boyutu da bu. Bu Türkiye’nin devlet politikası. Muhalefetin bir kısmı da bu konuda hükümete destek veriyor. ‘Zeytin dalı Harekatı’nın nasıl yapıldığını biliyoruz.

Rusya, bu pazarlıklarda Türkiye’ye alan açtı. Şimdi bu alanı nasıl daraltacağının hesabını yapıyor. O kadar kolay değil. Ayrıca İdlib’de 70 ile 100 bin arası cihatçı var ve bunlar teslim olmak istemiyor. Bu cihatçılar arasında ortak ordu oluşturma çabaları da var. Yani cihatçılar ciddi bir savaş hazırlığı içindeler. Ana aktörler olan El Nusra, Ahrar-us Şam, Nurettin Zengi Tugayları aynı zamanda Türkiye üzerinden beslenen gruplar. Türkiye Türkmenlerin ağırlıkta olduğu Ulusal Ordu diye bir yapı da oluşturdu. Türkiye pazarlık yaparken, ‘Bana izin verirseniz bu grupların ağır silahlarını alır, tümünü Ulusal Ordu’ya katarım’ diyor. Tabi bu iddialar Türkiye kaynaklarına dayanıyor. Bunları Şark-ul Avsat, Ankara mahreçli olarak yazdı. Görünen o Türkiye bunu istiyor ve Rusya ile pazarlığı bu argümanlar üzerinden yapıyor. Suriye ordusu ise son operasyonlarla birlikte moral kazandı, kendini toparladı. Haliyle Türkiye’ye bir şey vermeden adım atıp sorunu çözmek istiyor.

“TÜRKİYE’YE KISA BİR DÖNEM FIRSAT VERİLEBİLİR”

Rusya, Astana sürecini bitirdiği zaman Türkiye ile doğrudan karşı karşıya geleceği bir seçeneği düşünmek zorunda. Rusya şimdilik bunu istemiyor. Tahminimce Putin, Erdoğan’a ‘Sen bir yol haritası getirmişsin. Bunu Ekim’e kadar yap’ diyebilir. Eylül ayındaki İran zirvesinde İdlib’e ilişkin planı yeniden masaya yatırabilirler. Ama belli ki Türkiye İdlib meselesini çatışmasız olarak çözmek konusunda, kendisine bir müddet fırsat tanınsa da istediğini yapamayacak. O zaman Türkiye en az zarar görebileceği bir yaklaşım ile İdlib operasyonuna razı olacak. Başka yolu yok gibi.

“FİİLİ DURUM KÜRTLERİN MÜZAKERE KOŞULLARINI OLUŞTURDU”

Şam’da yapılan Demokratik Suriye Meclisi ile Şam hükümeti arasındake görüşme esasen fiili bir durumu ifade ediyor. Duruma bakıldığı zaman Kürtleri Şam’a götüren müzakere koşulları, oluşturulan modeli Suriye’nin geneline yayma girişimidir. Bu öyle hazmı kolay bir proje değil. Ama savaş koşullarında olan bir ülkeden söz ediyoruz. Suriye öyle çok fazla hayalci bir yaklaşım sergileyemez. Eğer Suriye’nin bütünlüğünü korumak ve savaşı bitirmek istiyorsa, en önemlisi ise Amerika gibi yıkıcı etkiler bırakmış bir ülkenin Suriye’yi terk etmesi isteniyorsa değişim gereklidir. Yani Kürtlere bir şey vermelidir. Burada Kürtlerden kastım şu. Kürtlerin öncülük yaptığı bir oluşum var. Sonuçta Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu’ndan söz ediyoruz. Artık resmi olarak bu şekilde ifade ediliyor. İçinde Araplar da var, Süryaniler, Çerkezler, Türkmenler de var. Buradaki fiili durumu hukuki bir çerçeveye oturtmak zorundalar.

Suriye’nin yaklaşımında şu var. Suriye’de Anayasa’nın 107. maddesi Yerel İdareler Yasası. Bu eski bir yasa ama bunu yeniden güncellemek, içeriğini doldurmak ve buradaki fiili durumu bu yasa üzerinden Anayasa’ya taşımak tartışılıyor. Böyle bir fikir var ortada. Bunu yaparlar, yapamazlar, bu uzun bir mesele.

Cenevre’deki belirsizliği, oyun bozucu faktörleri, aktörlerin müdahalesini göz önüne getirdiğimiz zaman Suriye kendi adına paralel bir süreçle bu değişimi yavaş yavaş ilerletebilir, diyebiliriz. 2011 Mayıs’ından itibaren Suriye peyderpey bazı değişimler yaptı. Mesela Anayasa’nın 8. maddesi değişti, BAAS’ın tekel durumu kaldırıldı, ancak bunlar savaşın yarattığı fiili ortamda siyasal sistemde bir değişikliğe yol açmadı. Ancak herkes şunun farkında: Suriye’de bir değişim gerçekleşmezse Suriye taraflarca arzulanan bir Suriye olmayacak. Eski Suriye ile geleceğe dönmek mümkün değil.

“EĞER MÜDAHALE İSTENMİYORSA ÇÖZÜMÜ KENDİMİZ ÜRETMELİYİZ”

Şam’a gittiğim zaman benim de bu konuya ilişkin tartışmalarım oldu. Bazı yetkililer samimi ortamlarda, ‘of the record’ şunu söylüyorlar: “Kürtler burada çok somut bir şey ortaya koydular ve buna yakından bakmak durumundayız. Eğer müdahale istemiyorsak, eğer dışarıdan birilerinin bizim işimize karışmasını istemiyorsak çözümü kendimiz üretmemiz lazım. Bu çözümü şu anda ülkenin kuzeyinde bir fiili yapı oluşturdu ve bu çözüm bir zemin olabilir.” Bunu söyleyen iki BAAS milletvekili. Bizzat ben tartıştım ve konuştum Şam’da.

Burada bozucu faktör Amerikan ortaklığı. Kürtler ise geçmiş yaşanmışlıklar nedeniyle bir güvensizlik duygusuna sahip. Yani bir güvensizlik var. Suriye ile Kürtlerin, diğerlerinin bir geçmişi var sonuçta. Kürtlerin anadilinin tanınması, eğitim hakkı, yerel meclislerin tanınması, YPG’nin, diğer savunma güçlerinin ve asayişin durumu var. Bunların konuşulmuş olması bile önemli bir başlangıçtır. Bunu devam ettirseler Astana veya Cenevre çökse bile Suriyeliler kendi çözümlerini üretebilirler. Salih Müslim 2 yıl sürebilir diyor. Belki 2 yıldan fazla da sürebilir.

“SAMİMİ OLSALAR GARANTÖRE GEREKSİNİM DUYMAYABİLİRLER”

Bu değişimi kendi dinamikleri ile yürütebilecek kadar samimi olsalar aslında dışarıdan bir garantöre gereksinim duyamayabilirler. Aksi durumda yani herkesi tatmin eden bir çözüm bulunamaz ise mevcut silahlı unsurlar yeniden başka bir formatla karşımıza çıkabilirler. O zaman da savaş bitmeyecek. Gerçek anlamda demokratikleşme olması gerekiyorsa, samimi olunmalı ve kalıcı çözüm bulunmalı. Mevcut grupların, onların dış bağlantılarının razı olacağı bir sürecin yaşanması gerekiyor. Burada Cenevre yine devreye girebilir.

Şimdi tartışılan, ‘Kürtlerle Şam anlaşırsa ne olur?’ Türkiye diyor ki ‘Ben sahada varım, askerim var, şu kadar yeri kontrol ediyorum, şu kadar asker kontrolüm altında. Herhangi bir şekilde Kürtlere hukuki bir statü tanınmasına fırsat vermem.’ Bunu Şam’la Kürtler dikkate almayabilirler. Ancak bu süreçlerin finansörleri dikkate alacaklar ve telkinlerde bulunacaklar.

“TÜRKİYE’NİN ORTAK NOKTAYA GELECEĞİ BEKLENTİSİ VAR”

Rusya ve İran, Suriye’deki mevcut Türk askeri varlığının süreci uzattığını ve elde ettikleri kazanımları tıkayıcı rol oynadığını düşünmeye başlarlar ise Türkiye’nin Suriye’deki varlığı ona çok pahallıya mal olabilir. Her iki ülkenin hala Türkiye’nin ortak hareket edeceği gibi bir beklentileri var. Bu çok uzun sürmeyecek. İdlib meselesi bağlandıktan sonra sıra Türkiye’nin askeri varlığını dillendirmeye gelecek. Türkiye’ye ‘askerlerinizi çekin’ diyecekler. Türkiye, çekilmem diyemez. Türkiye’ye yol açan Rusya’ydı. Rusya kırmızıçizgi çektiğinde durum değişir.

“FRANSA VE ALMANYA FIRSATLARI DEĞERLENDİRMEK İÇİN DEVREDE”

Fransa ve Almanya’nın devreye girmesiyle ilgili Trump yönetiminin Avrupa’yı da rahatsız eden, AB çıkarlarına aykırı İran’la bağlantılı planlarını göz ardı edemeyiz. Bu Rusya ile Türkiye arasında da ortak bir şekillenmeye neden olabiliyor. Ayrıca Suriye’nin yeniden inşasında da taraflar birbirini kollamaya başladı. Ama herkes tek başına yapamayacağı için Rusya ile yakınlaşma arayışları var. Amerikan yönetiminin yasaları nedeniyle taraflar uzlaşıncaya kadar ABD bu süreci bloke edebilir. Tabi bir de önemli olan mülteci durumu var. Yaklaşık 5 milyon mülteci yurt dışında. 6 milyon 300 bin mülteci de içerde yer değiştirdi. Amerika burada oyunbozanlık yapabilir ama Fransa ve Almanya’nın fırsatları değerlendirmek için Rusya’ya yanaşması, bir zirve yapmayı arzulaması anlaşılırdır.

“RUSYA’NIN AÇILIMI, TÜRKİYE İLE ABD GERİLİMİNİ DE BELİRLER”

Tarihin en büyük krizini yaşayan ABD ile Türkiye var karşımızda. Türkiye-Amerika gerilimi giderek artacaktır. Suriye bağlamında Türkiye ile Amerika gerilimini azaltacak olan ise Rusya’nın açılımıdır. Rusya ile Amerika nerede anlaşacak olursa Türkiye orada belli bir pozisyon almak durumunda. İsrail bağlamında Rusya ile Amerika arasında bir yakınlaşma var. Ancak ‘Suriye’nin geleceğinde ne yapabiliriz?’ noktasında bir anlaşma yok. Bu anlaşma yapılırsa Türkiye ile Amerika arasındaki gerilim de bir noktaya varacak.