İsmail Özen : Efrîn Tüm İnsanlığın Sorunudur – Röportaj

3805

Almanya’nın Hamburg kentinde aktif spor yaşamını sürdüren  Deli Yumruk lakaplı Dersimli Orta sıklet kıtalararası boks şampiyonu İsmail Özen, ARYEN HABER ile yaptığı söyleşide Efrîn’den HDP Kongresi’ne kadar gündeme dair konulara ilişkin açıklamalarda bulundu .

Spor hayatını toplumsal sorumluluk projeleri ile birleştirmeyi başaran  İsmail Özen, Türk ordusunun Efrîn’e yönelik  ‘Zeytin Dalı Harekâtı’nı ve saldırılar sonucu yaşanan sivil kayıpları “kabul edilemez” olarak tanımlarken Almanya’nın Türk hukümetine karşı izledigi politikaların değişmesi gerektiğini belirtti. Özen, “Erdoğan”ı daha fazla öfkelendirmemek için atılacak adımlar onu durdurmayacaktır. Vakti zamanında Fransa ve İngiltere de Hitler’i öfkelendirmemek için benzer bir yol izlemişti. Ancak bu yanlış politika 50 milyon insanın hayatına mal oldu. Almanya’da taş üstünde taş kalmadı” diye konuştu.

Profesyonel boksör Ismail Özen ile gerçekleştirdiğimiz söyleşimizin tamamı şöyle;

Sayın Özen, Almanya’da sürdürdüğünüz profesyonel spor hayatınızın yanı sıra ülkenizdeki toplumsal ve siyasi sorunlara karşı da sessiz kalmadığınız ve kendinizi barış elçisi olarak tanımladığınız biliniyor. Türk devletinin 20 Ocak’ta Suriye’de bulunan Efrîn kentine düzenlediği ve “Zeytin Dalı Harekâtı” olarak adlandırdığı ‘operasyonu’ nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’nin Efrîn’e düzenlediği ‘askeri operasyonu’ işgal olarak değerlendiriyorum. Bu saldırganlığı da kınıyorum. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin dışında da pek çok devlet ve çevre de bunun bir işgal olduğunu söylüyor. Çünkü ortada Birleşmiş Milletler kararı ya da Suriye devletinin bir daveti yok. Üstelik Efrîn’den Türkiye’ye bir saldırı olmamış. Dolayısıyla bu işgal girişiminin esas amacı Kürtlerdir. Türkiye, geçmişte olduğu gibi bugün de Kürtlerin ülke içinde ve dışında eşit haklara sahip olmasını istemiyor. Hatta Kürt ulusunun bu talebini geçmişte olduğu gibi bugün de şiddetle bastırma yoluna gidiyor. Buna Erdoğan’ın iktidarını sürdürmek için savaşa duyduğu şiddetli ihtiyacı da eklediğinizde fotoğraf tamamlanmış oluyor. Mesele “meşru müdaafa” ya da “terör” değil, Kürtlerin varlığıdır.

Sonuçta Türkiye’nin ne dediğine değil ne yaptığına bakmak lazım. Tüm kalbimle inanıyorum ki Efrîn ve Rojava halkının haklı ve meşru mücadelesi kazanacaktır .

TSK ve destekçi cihadist örgütlerin Efrîn’e yönelik  hava ve kara saldırıları nedeniyle çocukların da bulunduğu çok sayıda sivil hayatını kaybetti. Uluslararası hukukun ihlal edildiği bu durumda Avrupa ve dünya kamuoyunun gereken tepkiyi gösterdiği  söylenebilir mi?

Efrîn’de siviller sistematik olarak öldürülüyor. Yanlışlık sonucu ortaya çıkan bir durumdan söz etmiyoruz. Kadın, genç, yaşlı ve çocuk ayrımı yapılmadan karadan ve havadan ağır silahlarla sivil yerleşim yerleri bombalanıyor. Bu saldırı sonucu yüzlerce insan hayatını kaybetti. Aralarında çok sayıda çocuk olduğunu da biliyoruz. 40 bin öğrenci okullarına gidemiyor. İnsanların yaşam alanları, su kaynakları, evler, yollar bombalandığı için hayatlarını sürdüremez noktaya gelmişler. İnsani felaket yaşanıyor. BM, NATO, Avrupa Konseyi gibi sorumluluğu ve bağlayıcılığı olan kurumların Türkiye’yi durduracak adımlar atmamalarını kabul edilir bulmuyorum. Türkiye Efrîn’de DAİŞ, El Nusra gibi terörist olarak görülen gruplarla birlikte insanlık suçu işliyor. BM’nin jenosit tanımına göre baktığımızda Efrîn’de etnik temizlik yapılıyor.  Dünyanın buna seyirci kalması felaketin büyümesine neden olacaktır.

Siz aynı zamanda Birleşmiş Milletler bünyesinde bir çocuk hakları koruma vakfında da yer alıyorsunuz eşinizle birlikte..

Evet, çocuk haklarıyla ilgili birlikte çalıştığım kurumlarla koordineli çalışmalarımız devam ediyor. Mümkün olduğu kadar soruna dikkat çekmek ve kamuoyu gündemine getirmek için çalışıyoruz.

Tüm bu olaylara rağmen Almanya’nın Türkiye ile ticari ve diplomatik ilişkileri gözeterek özellikle Kürtlere ve hükumet muhaliflerine karşı sergilenen insan hakları ihlallerine göz yumduğna dair sayısız örnekler var. 

Almanya’nın Türkiye ile siyasi, ekonomik, diplomatik ilişkilerinin olmasına kimse karşı değil, bu böyle olmalıdır da. Sorun demokrasi, hukuk ve evrensel değerlerden uzaklaşan bir ülke yönetiminin Almanya’ya da dahil olmak üzere insanlık ailesine vereceği zararlardır. Konuştuğumuz ve itiraz ettiğimiz budur.

Peki, Federal Mecliste önümüzdeki süreçte kurulacak yeni koalisyon hükümetinin bu açıdan farklı bir politik çizgi izleyecegini düşünüyor musunuz?

Ne olursa olsun insan hakları, demokrasi, ifade özgürlüğü, yaşam garantisi, adalet gibi temel değerler çıkar ilişkilerine kurban edilmemelidir. Almanya, tarihinde büyük acılar yaşamış ve deneyimi olan bir ülkedir. Bu nedenle Erdoğan yönetimine karşı daha net tutum alması kendisi ve insanlığın yararına olacaktır. Yeni hükümetin bunları dikkate alacağına inanmak istiyorum.

Erdoğan”ı daha fazla öfkelendirmemek için atılacak adımlar onu durdurmayacaktır. Vakti zamanında Fransa ve İngiltere de Hitler’i öfkelendirmemek için benzer bir yol izlemişti. Ancak bu yanlış politika 50 milyon insanın hayatına mal oldu. Almanya’da taş üstünde taş kalmadı. Bu deneyimlerden ders çıkartılmalıdır. Hepimizin güvencesi daha fazla demokrasi, hukuk, eşitlik, adalet ve barıştır. Eğer bu doğruysa izlenmesi gereken yol bellidir

Avrupa’da yaşayan Kürdistanlılar ve dostları neredeyse her gün Efrîn direnişine destek eylemleri gerçekleştiriyor. Bu anlamda ülkedeki ve Avrupa’daki demokratik güçlere bir mesaj vermek ister misiniz?

Efrîn için önemli demokratik eylemler yapılıyor ve bunları çok değerli buluyorum. Ancak daha fazlasına ihtiyaç olduğunu da biliyorum. Türkiye iyiye gitmiyor daha da kötüye gidecek, bu belli. Erdoğan durdurulmazsa felaket daha da ağırlaşacaktır. Bunu bilerek birleşip demokratik sınırlar içinde daha güçlü bir mücadele yürütmeliyiz.

Efrîn sadece Efrînlilerin sorunu değil, insanlığın sorunudur. Eğer orada insanlar öldürülüyorsa buna seyirci kalamayız. Bu hepimizin geleceği için önemlidir. Bir dayanışmadan söz etmiyorum, kötülere karşı iyilerin ortak mücadelesine dikkat çekmek istiyorum. Bu da şu demek; ‘Ben olmazsam da bir şey olmaz’ dememek lazım, sen olmazsan bir şey olur. Erdoğan toplumsal muhalefetin zayıflığından yararlanarak bu çılgınlıkları yapıyor. Rojava halkı insanlık için çok şey yaptı. Şimdi sırada dünya insanlarında.

Buradan bir başka önemli konuya dönelim. HDP tüm baskı ve zorluklara rağmen 3. Olağan Kongresi’nde toplandı ve “Umutla, cesaretle, kararlılıkla” ana temasıyla yeni yönetimini seçti. HDP mevcut durumda Türkiye halklarının geleceğinde reel bir barış şansı sağlayabilir mi?

HDP projesi Türkiye için heyecan verici tarihi bir fırsattı. Ancak bu fırsatın prensipleri olan barış, eşitlik, kardeşlik Erdoğan yönetimini korkuttu. HDP’ye yönelik akıl almaz baskılar yapıldı ve bu baskılar halen de devam ediyor. Türkiye’nin bu karanlıktan çıkmasının yolunun HDP’nin savunduğu değerlerden geçtiğine olan inancım tamdır. Burada mesele bir siyasi parti meselesi değil, bir projedir. Bütün baskılara rağmen kongresini toplayan ve yeni perspektifler sunan HDP’nin emektarları başta olmak üzere yeni seçilen yönetimine başarılar diliyorum. Sayın Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ başta olmak üzere bütün tutuklu HDP’lilerin özgürlüklerine kavuşmaları için çalışmalıyız. Onlar özgür değilse biz de değiliz.

Son olarak geçtiğimiz hafta sonu bir rahatsızlık geçirmişsiniz, gecmiş olsun. Şu an sağlık durumunuz nasıl?

Teşekkür ediyorum. Ciddi bir sorun yok. İyiyim. Yoğun antrenman temposu, havaların soğumasından kaynaklı küçük bir rahatsızlık yaşadım. Arayıp soran, arayıp da ulaşamayan herkese teşekkür ediyorum.

ARYEN HABER

RÖPORTAJ: MERCAN KARAKOÇAN