KNK Eşbaşkanı Nilüfer Koç: Efrîn zaferi İmralı esaretini yıkacak! – RÖPORTAJ

4475

Röportaj: Hayrettin Öztekin


Türk devletinin Efrîn işgal girişimi gittikçe dünya medyasında daha fazla görünür olmaya başladığı bir süreçte Kürdistan Ulusal Kongresi (KNK) Eş Başkanı Nilüfer Koç ile bir araya geldik. Hem Efrîn işgal girişimini, hem de PKK lideri Öcalan’ın uluslararası bir komplo ile yakalanmasını Aryen Haber‘e değerlendiren Eşbaşkan Koç, Efrîn zaferinin İmralı esaretini de yıkacağını belirtti. 

KNK Eşbaşkanı Nilüfer Koç’un Aryen Haber’e verdiği röportajın tamamı şöyle;

Bildiğiniz gibi Türk devleti Efrîn’i işgal için saldırılar yapıyor. Efrîn süreci ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

Türkiye’nin Efrîn’e işgal girişimi her ne kadar öncelikli olarak biz Kürtleri ilgilendirse de esasında yerel bir sorun olmaktan çıktı, küresel ve bölgesel bir öneme sahip. Türkiye geçen yıldan beri sık sık “Akdeniz’e açılan Kürt koridorunu önleyeceğim” derken hedef olarak Efrîn’i gösteriyordu. Uzun bir dönemdir Rusya ile yürüttüğü diplomatik çalışmalar üzerinden saldırı için onay bekliyordu. Bunu almıyordu. En son Rusya ile yaptığı pazarlıkta Idlib’i Rusya’ya bırakma, bunun karşılığında da Rusya’nın Efrîn’e dönük saldırılara yeşil ışık yakma durumu ortaya çıktı. Başlayan bu saldırılar denkleminde belirleyici olan Rakka ve Deyrezor’daki QSD/YPG/YPJ başarısı sonrası başlayan Suriye sorununu masada çözme tartışmalarının ardından gelişti. Deyrezor’un ardından hem Rusya, hem ABD Suriye sorununun artık masada çözülmesi gerektiğini belirtti.

Rusya bunu Soçi toplantısıyla kendi tarafında olan rejime uluslararası alanda meşruiyet kazandırmaya çalıştı. Bununla birlikte kaç yıldır süren Cenevre görüşmelerini bertaraf etmeye çalıştı. Bölgede, özellikle de Kuzey Suriye üzerinde ABD ve Rusya arasında yoğun bir küresel rekabet var. Tabi Avrupa Birliği’nin bazı ülkeleri de bunun içinde. Rusya’ya göre Demokratik Kuzey Suriye Federasyonu Efrîn’i rejime teslim edecekti. Bu olmayınca 20 Ocak’ta Rusya’nın yanıtı Türkiye’nin işgal girişimi ile almış olduk.

Burada sorun şudur; Suriye şu anda küresel güçler tarafından paylaştırılacak. Jeo-stratejik öneme sahip bölgeler üzerinde bir kavga var. Rusya Efrîn’in jeo-stratejik konumundan dolayı ısrarla rejime bırakılmasını istedi. Çünkü Efrîn, Akdeniz’e yakın bir bölge ve eğer Kuzey Suriye’de bir istikrar olursa petrol ve gaz akışı Efrîn üzerinde olur. Bu Türkiye açısından büyük bir konum kaybı olacak. Dolayısıyla Efrîn’i kim elinde tutarsa ekonomik anlamda da büyük bir fırsat eline geçmiş olacak.

Bununla birlikte Deyrezor’da, Fıratın kuzeyinde elde edilen sonuçlarla önemli enerji kaynakları Demokratik Kuzey Suriye Federasyonu’nun eline geçti. Rusya o süreçte de çok önemli sorunlar çıkardı. Şimdi Efrîn hangi küresel gücün eline geçeceği ile ilgili savaşın tam kıskacında bulunuyor. Burada Kürtler taviz vermediği için Kürtleri ezeli düşmanı Türk devleti ile hizaya getirmek, boyun eğdirmek istiyorlar. Ama Türkiye’ye de güvenilmediği için Erdoğan’ın ‘3 saatte alacağız’ sözlerine olur verip ‘Kürtlere haddini bildir’ dediler. Türkiye şuan 3 haftadır Efrîn’de ve çıkamıyor. Çıkamadığı gibi ilerleme de kaydedemiyor. Haliyle Türkiye’nin Efrîn’e yönelik saldırısı ve Rusya’nın buna yeşil ışık yakması Suriye’de bulunan diğer güçleri de etkiliyor. İran ve Suriye Türkiye’nin hangi amaçla oraya girdiğini iyi biliyorlar. Özellikle İran uzun bir süre sessiz kalamaz. Çünkü İran’ın da bölgede Şia hilalini oluşturma niyeti ve konsepti var. Bir şia gücü olarak Efrîn ve Efrîn sonrası gelen Alevi bölgesini önemli buluyor. Bu bakımdan Efrîn sorunu sadece Kürtler açısından ulusal bir mevzu değil, bölgesel ve küresel bir ebata sahip. Yani Efrîn’de ulusal, bölgesel ve küresel bir durum söz konusu. Burda elde edilecek zafer hem ulusal olarak Kürtlerin geleceğini etkileyecek, hem bölgesel olarak Türkiye’nin hegemonyal politikasını boşa çıkaracak. Böylelikle bölgeyi saldırgan bir güçten, bir tehditten kurtaracak. Çünkü Türkiye Efrîn’de görüldüğü üzere bütün El Kaide gruplarını tekrar canlandırdı. Türkiye’nin kırılması elindeki bu bu silahın da alınması anlamına gelecek. Bu da bölgenin halkları ve hatta küresel ebatta uluslararası istikrar ve güven anlamında önemli.

Türk devletinin Efrîn işgal girişimi bütün Kürt kazanımlarına dönük bir saldırı olarak görülüyor. Siz KNK olarak bu süreçte Efrîn işgal girişiminin kırılması ve durdurulması için ne gibi çalışmalarınız var?

Türk devletinin Efrîn’e girdiği günden itibaren doğal bir refleks olarak dört parça Kürdistan’da bir sahiplenme açığa çıktı. Hem Kuzey Kürdistan hem Doğu Kürdistan içinde bulunduğu şartlara rağmen Efrîn’e ses verdi. Güney Kürdistan’da halk sokaklara döküldü. Halkın oluşturduğu baskı sonucu parlamento olağanüstü toplantı yaptı ve Efrîn’e dönük karar aldığı gibi ardından da Efrîn’e parlamenter heyet gönderdi. Kuzey Kürdistan’da en son gördüğünüz gibi HDP’nin kongresi ‘Her Yer Efrîn, Her Yer Direniş’ şiarıyla Kürtler ve dostları Ankara’dan Erdoğan’a cevap verildi.

Yine yurtdışındaki kitlemiz 20 Ocaktan bu yana aralıksız bir şekilde ‘Her Yer Efrîn, Her Yer Direniş’ şiarıyla ciddi bir sahiplenme ortaya koydu. İlginç olan Efrîn ile beraber uluslararası alanda da bir sahiplenme ortaya çıktı. Dünyanın beş kıtasında otomatik bir refleks gösterildi. En önemli diplomatik girişim de şu oldu; bizim devletleri çok eleştirme gereğimiz olmadı. Çünkü bunu o devletlerin vatandaşları yaptı. Şimdi bir sürü ABD vatandaşı kendi ülkelerini ve Trump yönetimini Kürtlere ihanet etmekle suçluyor. Yine Türkiye’ye Leopard tank satan Almanya’yı Alman solu ve demokratları eleştiriyor, ihanet ve ikiyüzlülükle itham ediyor. Fransa’daki sivil toplum ve muhalefetteki demokratlar böyle, İtalya böyle… Yani Avrupa Birliği’nde yurttaşlar kendi ülkelerini Kürtlerden daha ağır bir şekilde eleştiriyorlar. Çünkü diyorlar ki, Bizi ve insanlığı 21.yüzyılın celladı Daiş’ten kurtaran Kürtlerdir, bu nedenle Kürtler saraylarda ağırlandı. Devlet düzeyine görüşmeler yapıldı, şimdi neden böyle bir durum gelişiyor. Türkiye’nin faşist bir rejim olduğunu, Daiş’le beraber hareket ettiği bilindiği halde neden bu kadar müsamaha gösteriliyor. Bu anlamıyla Efrîn ülkelerin içinde politik dengeleri etkiledi. Yani Almanya’nın, Fransa’nın, İtalya’nın iç sorunu olmaya başladı. Ardı ardına yapılan açıklamalar ile hükümetler kendi kamuoyunu etkilemeye çalışıyor. Ama bunu başaramıyor, çünkü ortada ciddi bir adaletsizlik var.

Güney Kürdistan parlamentosunun Efrîn gündemiyle toplanmasından bahsettiniz. Genel olarak Güney Kürdistan parlamentosu Efrîn ile ilgili tavrını yeterli buluyor musunuz?

Hayır! Güney Kürdistan Efrîn ile dayanışma içinde bulunmak istiyorsa öncelikle kendisini Türkiye’nin işgalinden kurtarmalı. Efrîn’e en büyük katkı Türkiye’nin Güney Kürdistan’daki ayağını kesmekle olur.

Halk şunu gördü Güney Kürdistan’da kendi hükümeti -hükümet denilecekse- şuan ki siyasal otorite parlamentonun işlediği söylenemez, çünkü Güney Kürdistan bir siyasal boşluğu yaşıyor referandumdan bu yana. Halk şunu söylüyor, Efrîn kurtarılırsa Türkiye’nin burdaki ayağı da zayıflar.

Kastettiğiniz askeri karargahlar mı?

Yalnızca askeri karargahlar değil, bir bütünen Güney Kürdistan Türkiye’nin işgali altında. Özellikle referandum sonrası bu işgal daha da yaygınlaştı. Mesela Behdinan-Botan hattı özellikle güney hattında Mit cirit atıyor, askerler doldurulmuş. Yine Kerkük’te öyle, Xurmatu’da öyle. 140 madde çerçevesinde kalan bölgelerde bir yandan İran, diğer yandan Türkiye sessiz bir şekilde yayılmacı politika izliyor ve işgalin altyapısını oluşturuyor. Dolayısıyla Efrîn ile Güney Kürdistan’ın kaderi birbirine bağlı. Halkımız Efrîn’i sahiplenerek Türk devletinin kendisine dönük politikasına da karşı çıkıyor. Efrîn’den cesaret alarak ‘Türk ordusu ülkemizi terketsin’ gibi çalışmalar başlatılmış. Bu da çok değerli bir çalışma.

Tam da bu noktada Kürtlerin önce Kerkük’te bir işgale uğraması, şimdi de Efrîn’in işgal girişimiyle yüz yüze kalması Kürtleri birbirine biraz daha yakınlaştırmadı mı? Bir Ulusal Kongre zemini, ortamı oluşmadı mı?

Güney Kürdistan’a baktığımızda çoğunluk Efrîn direnişinden yana. Elbette burada Türkiye ile ittifakta olan bir eğilimin olduğunu da görmek lazım. Mesela gençler Degala’dan Efrîn’e geçerken KDP asayişi gençlere saldırdı. Bu tür şeyler şu anda çoluk çocuk demeden Kürtleri katleden cellada, Erdoğan’a prim veriliyor. Bu politika Güney Kürdistan’da artık çok şeffaf bir şekilde sürdürülemez. Çünkü Güney’de şu netleşti, Kerkük’te başlayan, Efrîn’le zirveye ulaşan Kürt düşmanlığı politikasını Güney halkı kendi meselesi yaptı. Şu anda siyaset üzerinde ciddi bir baskı var. Bu yüzden kimse açıkça AKP lehine bir açıklama yapamıyor. Toplumun baskısı bu anlamda çok önemli. İkincisi Irak ve Güney Kürdistan’da önümüzdeki süreçte seçimler olacak. Dolayısıyla bu seçimlerde kim Efrîn’e destek verdi, kim karşı çıktı sandıklara yansıyacaktır.

12 Şubat’ta Cenevre’ye BM önüne kadar gitmek üzere Lozan’da başlayan bir yürüyüş var. İsviçre medyasında çokça yer de alıyor. Bu yürüyüş neden önemli ve kimler katılıyor?

Zaten yürüyüşün startı, bundan 95 yıl önce Lozan antlaşmasının imzalandığı binanın önünde yapıldı. Fakat şu çok anlamlıydı, 95 yıl önce halkların parçalandığı bir binanın önünde halkların yürüyüşünü görmek. Bu yürüyüşle halklar ‘Lozan senin etkin kalmadı’ diyor aslında. Sen Kürt, Arap, Asuri, Süryani, Keldani’yi parçaladın. Ama bak işte biz halklar 95 yıl sonra senin karşındayız. Yani Bu yürüyüş Lozan’ın hükümsüzlüğünü ifade etti. Lozan’a bu mesaj verildi. Çünkü Efrîn’de şuan aynı kader söz konusu, yani küresel güçler şunu düşünüyor, diyor ki biz Suriye masasını oluştururken masada bizim dışımızda kimse olmayacak, Kürtler kesinlikle yer almayacak. Çünkü Kürtlerin demokrasi projesi çıkar politikalarına uygun değil. Bu açıdan 95 yıl sonra Kuzey Suriye’nin kaderini Kürtsüz ele almak istiyorlar. Bu nedenle de Efrîn üzerinden Kürtleri zayıflayıp Demokratik Kuzey Suriye Federasyonu’nu çözüm masasının dışında bırakmak istiyorlar. Lozan’da bunu yapamayacaklarını belirttik. Bizimle Ortadoğu’nun önemli halklarının temsilcileri oradaydı. Ayrıca Arjantin’den tut, Kuzey Avrupa ülkelerinden insanlar da vardı. Biz de Efrîn’de Kürtlerle beraberiz dediler. Dolayısıyla bizim demokrasi modelimiz bölgesel ve küresel olarak artık sahiplenilen bir model. O yüzden herkes ‘Efrîn bizimdir, bizim üzerimizde siyaset yapmanıza izin vermeyiz’ dedi.

Bu mesajı Cenevre’ye (Birleşmiş Milletler) taşımak da önemli. Çünkü Türkiye’nin saldırısından bu yana bir çok devletin ‘Türkiye’nin kaygılarını anlıyoruz’ açıklaması var. Bu cümlenin altında aslında Türkiye’ye ‘saldırılarına devam et’ mesajı var. Türkiye saldırılarının herhangi bir meşruiyeti yok. Erdoğan’ın öne sürdüğü sınır hattın tehlikede olduğu gerekçesinin bir gerçekliği zaten. Zaten orada 3 metre yüksekliğinde bir duvar örmüş. O duvardan bir taş da atmak mümkün değil ve yedi yıldır bir taş dahi atılmamış. Bu bakımdan o sınır gerekçesi bir bahane. Türkiye uluslararasi yasalara göre ihlalde bulundu ve suçlu konumundadır. Sessiz kalanlar Türkiye ile suç ortaklığı yapıyor. Biz de Birleşmiş Milletler’e giderek şunu diyoruz, ‘senin görevin uluslararası yasalar çerçevesinde bir gücün başka bir ülkenin sınırlarını ihlal etmesine karşı harakete geçmektir. Çünkü Türkiye senin üyendir. Sorumluluklarını hatırlatacağız. Türkiye önlenmediği zaman, Efrîn’de durdurulmadığı zaman Ortadoğu’da Türkiye’yi kimse durduramaz. ABD ve Rusya gibi Türkiye’nin de bir Ortadoğu konsepti var. Türkiye bu Ortadoğu projesini gerçekleştirmek için eskiden Varşova ve NATO Paktı arasında gelip gidiyordu, şimdi NATO ve Şangay İşbirliği Örgütü arasında gelip gidiyor. Bu siyasal boşluk ve iki küresel gücün arasındaki rekabetten faydalanmak istiyor. Türkiye gerçekten bütün varlığını Kuzey Suriye’de sonuç almaya yatırmıştır. Onun için Erdoğan’ın varlığı şuan Efrîn’de vereceğimiz mücadeleye bağlıdır. Yine içerde bir kıskacı yaşıyor, artık oluşturduğu diktatörlük ve faşist sistem Türkiye’deki toplumsal kesimlerin tahammül gücünü aşındırmış. Eğer bir sonuç alırsa 2019’da faşizmi anayasal bir statüye kavuşturacak ve böylelikle yine Osmanlıcılık dalgasının önünde engel tanımaksızın ilerler. Yani sorun salt Kuzey Suriye ve Güney Kürdistan ile sınırlı değil, Türkiye’nin büyük projeleri var Ortadoğu ile ilgili. Şimdi biz bu güçlere şunu söyleyeceğiz, Türkiye’yi zayıflatmak için bizi kurban etmek istiyorsunuz da, bunu başaramayacaksınız. Çünkü biz izin vermeyeceğiz. Ama Türkiye’nin büyük Osmanlıcılık hayallerini doğru değerlendirmek gerekiyor. Türkiye’yi küçümsememek gerekiyor bu konuda. AKP-MHP Koalisyon hükümeti Türkiye’nin bütün varlığını-yokluğunu bu savaşa endekslemiş. Türkiye büyük bir devlettir ve bütün imkanlarını bunun için seferber ediyor. O yüzden Efrîn’e bir savaş ile Türkiye’yi durdurmak mümkün değil artık. Uluslararası güçler Türkiye’ye ekonomik ambargo, diplomatik ve siyasi ambargolarla Türkiye’yi durdurmak mümkün. Aksi takdirde Türkiye elindeki Daiş silahıyla herkes acısından büyük bir tehdit olacak.

15 Şubat uluslar arası komplonun 20.yıl dönümündeyiz. Sayın Öcalan’ın hala esaret altında oluşunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Esaretin sürdürülmesinin temel bir nedeni, yeniden dizaynı yapılan Ortadoğu’da Kürtlerin statüsüz kalmasıdır. Esas hedef bu. Fakat bu hedefin gerçekleşme ihtimalinin sıfır olduğunu bugün itibariyle söylemek mümkün. Kürtler artık Ortadoğu’da bir güç olarak görmemezlikten gelinemez bir konumdadırlar. Suriye’de oluşturmuş oldukları alternatifle aynı zamanda bir çözüm üretmişlerdir. Genel olarak herkes Suriye’de savaştan bahsederken biz çözümden bahsediyoruz. Bu devrimin mimarı elbette ki Sayın Abdullah Öcalandır.

Ortadoğu Demokratik Konfederasyo’nun temeli Kuzey Suriye’de güçlü bir şekilde atıldı ve bu halklar tarafından teyit ediliyor Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu artık bu meseleyi sadece Kürt halkı olarak adlandırmıyor.

Aynı zamanda Önderimiz Abdullah Öcalan’a “Demokratik Ulusun Önderi” denilmektedir. Halklar bu durumu yeni bir sıfatla değerlendiriyor. Dolayısıyla artık Abdullah Öcalan’ı sadece “Kürt “ kavramı içerisinde sınırlandırmak içinde bulunduğumuz gerçeği yansıtmak adına dogru bir tanımlama olmaz. Çünkü bugün Araplar Sayın Öcalan’ı liderleri olarak görmekte aynı zamanda Süryaniler, Türkmenler ve Türkiye’deki demokratik güçler ona inanıyor. Bu halkların ve birliklerinin de dedikleri üzere Türkiye’yi bu felaketten alıkoyabilecek tek güç Sayın Öcalandır. Her ne kadar birçok insan bunu sesli olarak ifade edemese de… Haliyle bu da uluslar arası komplo hedefinin boşa çıktığının göstergesidir. Bu açıdan Kuzey Suriye, özellikle Efrîn’in konumunu çözüme kavuşturduğumuz oranda, İmralı’daki mevcut şartların da değişmesini beraberinde getirecektir. Efrîn’in zaferi uluslararası komployu zayıflatacak bir niteliğe sahiptir. Efrîn zaferi İmralı esaretini yıkacaktır.

Efrîn’le birlikte ele alınacak olan süreç çözümünde Kuzey Suriye Demokratik güçleri yer aldığı andan itibaren Öcalan’ın pratik ve teorisel önerileri resmiyete kavuşmuş olacaktır , bu da 21.yüzyıl da yeni bir çözümün çıktığı anlamına gelecektir. Bu anlamıyla bir Ortadoğu lideri konumunu kazanmış olacak. Yani tekrar yinelemek isterim ki komplo kaybetti, komplocular kaybetti, kazanan Öcalan oldu. Efrîn’de bugün insanlar bu kadar büyük bir saldırıya ve Dünya devletlerinin sessizliğine karşı direniyorlarsa, Öcalan’a olan inançlarıyla alakalı bir durum. O yüzden Öcalan her bakımdan kazanan pozisyondadır.

ARYEN HABER / Hayrettin Öztekin